Bugün toplantı rotamda bir değişiklik yaptım; akşam üstü Karaköy'deki toplantıma yağmurlu İstanbul gününün trafiğini öngörerek, biraz da keyiften vapurla gideyim dedim..ne doğru bir kararmış; nelere sebep oldu bir bilseniz..beni 15-20 sene öncelere götürdü bu kaçamak...ortaokul&lise&ilk gençlik yıllarıma....
Ben Beyoğlu'nda okudum, "Beyoğlu Anadolu Lisesi"....nam-ı diğer "Eski İngiliz Kız Lisesi"....İstiklal Caddesinde Odakule'nin tam karşısındaki tarihi yapı, Panter Kırtasiye'nin üstündeki...11 yaşında ufacıkken girdim oraya, 18'imde çıktım....birşeyleri bıraktım orda...sanırım çocukluğumu....ne yazık ki mutlu bir öğrenci olamadım; buluğ çağı bunalımlarıma kız okulu disiplini karıştı ve elimde anımsamaktan hiç hoşnut olmadığım bir 7 sene kaldı...en kötü kabuslarım bu yıllarımı içerir..evet o kadar! Bir kere hepimiz kızdık, erkeklerle arkadaşlık etmek bu yüzden, o yıllarda çok zordu, koca binada erkek sinek uçsa anında hepimizin haberi olurdu...o okuldan çıkınca ve topluma karışınca sudan çıkmış balığa döndük hepimiz...sonra müthiş bir disiplin altındaydık, dil ve disiplin kartlarımız vardı; sürekli ama sürekli; tenefüslerde bile İngilizce konuşmak zorundaydık, bu düzeni kontrol eden okulun en başarılı, en gözde kızlarından oluşan ve prefectler diye adlandırılan bir güruh ve bunların başı olan bir head girl'ümüz olurdu.( Gülse Birsel benim 5 sınıf üstümdü, lise sonda o bizim head girl'ümüzdü) Bu kızlar güruhu Türkçe konuştuğumuzu yakalarsa dil kartımıza hemen bir imza atardı, 3 imzada disiplin kuruluna giderdik, keza disiplin kartları da aynı mantıkla çalışırdı....çorabımızdaki çizginin renginden, saç tokamıza kadar herşeye karışılırdı.Pazartesi sabah kontrolü, Cuma akşam kontrolü, müdür yardımcılarımızın cıyaklamaları....binaya sabah girilir, akşam çıkılırdı, bunun dışında Beyoğlu'na çıkış yasaktı...offf offf şimdi bile içim daralıyor...hiç mi iyi bir şey yoktu; İngiliz hocalarla gerçekten dehlizleri olan çok tarihi bir binada okuduk...son 2 senede Beyoğlu'nu tanıdık...daha güzel olamaz mıydı, olabilirdi...benim elimde miydi, bilmiyorum....
Özgürleşmeyi bir ölçüde başarabildiğimiz son 2 senede Anadolu yakasındaki evden okula gitmek için servisten Kadıköy-Karaköy vapur hattına transfer olduk....günün en erken vapuruyla geçer, şenlikli 16:00 öğrenci vapuruyla eve dönerdik...16:00 vapuru Saint Benoit , Galatasaray ve muadil çevre okulların öğrencisi kaynardı, Saint Benoit'in yakışıklı çocukları yüreklerimizi hoplatırdı:)
Bu Kadıköy-Karaköy seferlerim üniversite yıllarımda da- hem okuyup hem çalıştığım ve işyerimin güzergahı bu hatta uygun olduğu için- devam etti...artık işçi, iş kadını&adamı saatlerine transfer olmuştum...bu vapur sefalarında en büyük keyfim; elimde kitabım çayımı içip simitimi kemirmek olurdu....öyle yoğun çalışıyordum ki, akşam değil gece dönüşlerim günün son vapuruna bile denk gelirdi...günün son vapurunda 3-5 kişiyle-bir kısmı sarhoş- çok yolculuk etmişliğim vardır..nasıl cesaret ederdim, anlamak mümkün değil...artık asla o yaşlarımdaki kadar cesur değilim....
Bugün tekrar o yollardan geçtim işte Kadıköy-Karaköy hattında ...vapurdan inince köşesinde börekçi olan sokağa giriş, tekrar sol, köşede eczane, alt geçit, tünel...güzergah tıpatıp aynıydı ama ben aynı mıydım? Hiç değil, öyle böyle değil, hiç değil...ben o yıllarda ilk gençliğimi bırakmışım...ben büyümüşüm...ben yaşlanmışım...bir yandan çok oraya ait gibiydim, bir yandan hiç değildim...geçmişim....bugün....bugün daha mutluyum, biliyor musunuz? Ben büyüdükçe, yaşlandıkça, yaş aldıkça, demlendikce mutlu olanlardanım...geç oldu, güç de oldu, söylemeliyim....
Pazar-sıcak-çorbalı-limonlu
4 saat önce